KKTC kökenli yazar Ahmet Göksan, Cumhuriyet gazetesinde bugün yayımlanan “Kıbrıs’a dikkat ediniz” başlıklı yazısında, Kıbrıs meselesinin bugünün tartışmaları üzerinden değil, 16 Ağustos 1960’ta kurulan ortaklık devletinin çöküş süreciyle birlikte okunması gerektiğini savundu.
Ortaklık devleti 1963’te fiilen sona erdi
Göksan, 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Rum tarafının başlattığı saldırılarla Kıbrıs Türklerinin ortaklık cumhuriyetinin fiilen sona erdiğini ve kendi yönetim mekanizmalarını kurmak zorunda kaldığını hatırlattı. Yazıda, onlarca yıldır Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde yürütülen müzakerelerde adanın yeniden birleştirilmesinin temel hedef olarak konulduğu, ancak Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliğinin ve güvenlik kaygılarının yeterince dikkate alınmadığı vurgulandı.
“Kıbrıs Cumhuriyeti” tanıması diplomatik dengeyi bozuyor
Yazara göre Rum tarafı, uluslararası alanda “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanınmanın sağladığı diplomatik avantajı kullanırken, Kıbrıs Türklerinin siyasi iradesi yok sayılıyor. Avrupa Birliği üyeliğinin bu avantajı pekiştirdiği belirtilirken, yalnızca Rum tarafının temsil edildiği bir yapının bütün ada adına söz söylemesi çözüm arayışlarının en önemli çelişkisi olarak gösterildi. Türkiye’nin “işgalci” söylemiyle hedef alınması ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadan çekilmesi yönündeki talepler eleştirilirken, adanın güneyindeki üçüncü ülke askeri varlığına ve üslerine ilişkin benzer bir tartışmanın gündeme taşınmamasına dikkat çekildi.
Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan bağlantısı
Enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve bölgesel güç dengelerinin Kıbrıs’ı daha geniş bir jeopolitik mücadelenin parçası haline getirdiği ifade edildi. Türkiye’nin “Mavi Vatan” yaklaşımının yalnızca bir denizcilik politikası olmadığı, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hak ve güvenlik çıkarlarının korunması açısından stratejik bir mesele olduğu kaydedildi. Karşı tarafın “Mavi Vatan”a karşı çıkarak Doğu Akdeniz’i Türkiye’ye kapatmaya çalıştığı vurgulandı.
BMGK 186 sayılı karar çerçevesi
Göksan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı kararının oluşturduğu çerçevenin, aradan geçen yıllara karşın Kıbrıs Türklerinin siyasi iradesinin ve eşit statüsünün yeterince dikkate alınmadığı bir zeminin sürmesine yol açtığını yazdı. Bugün bu çözüm modelinin dayatılmasının geçmişte yaşanan sorunların tekrarlanmasına, hatta 1960 öncesindeki koşullara ve Annan Planı’nda öngörülen çerçevenin gerisine dönülmesine neden olabileceği belirtildi.
Çözüm için önerilen üç başlık
- BMGK’nin 186 sayılı kararının yeniden ele alınması ve Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliğinin güvence altına alınması.
- BM ve AB’nin bugüne kadar izlediği politikaların çözümsüzlüğü aşamadığının kabul edilerek kalıcı barışa dönük yeni bir yaklaşım benimsenmesi.
- Adanın güneyinin silahlandırılmasının çözüm arayışlarına katkı sağlamadığının tescil edilmesi.
Yazıda, Kıbrıs meselesinin yalnızca ada ölçeğinde değil, Doğu Akdeniz jeopolitiği, enerji hatları ve bölgesel güvenlik çerçevesinde ele alınması gerektiği; aksi yöndeki adımların statükoyu değil, gerilimi derinleştireceği sonucuna varıldı.

Yorum Yapın