Dünyanın en yüksek noktasında kabus: Everest’in ‘ölüm bölgesi’ insan vücuduna ne yapıyor? Sorusu, dağcılık kamuoyunda yeniden gündemde. Nepalli dağcı Purnima Shrestha’nın zirvede oksijen tüpünün boş çıkmasıyla başlayan birkaç dakikalık panik, 8.000 metrenin üzerinde insan fizyolojisinin neden bu kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
BBC Dünya Servisi’ne konuşan Shrestha, zirvede geçirdiği süreyi “Burada bir saniye bile fazla kalmak güvenli değil” sözleriyle anlattı. 1920’lerde kayıt tutulmaya başlanmasından bu yana Everest’e tırmanmaya çalışırken 300’den fazla kişi hayatını kaybetti; Mayıs ayında sona eren son sezonda en az beş kişi daha yaşamını yitirdi. Nepal’in turizm otoritesine göre bu sezon zirveye 1.000’den fazla kişi ulaşarak rekor kırıldı.
Ölüm bölgesi neden bu kadar tehlikeli?
Acil tıbbi müdahale uzmanı Dr. Nima Namgyal Sherpa, 8.000 metrenin üzerindeki bölgeye “ölüm bölgesi” denmesinin tesadüf olmadığını söylüyor: “Oksijen takviyesi yoksa yaklaşık 30 dakika içinde insanlar şiddetli irtifa hastalığı belirtileri göstermeye başlar ve bu durum ölüme yol açabilir.” Bu irtifada dağcılar, deniz seviyesinde mevcut olan oksijenin yaklaşık üçte birini soluyabiliyor; sağlıklı bir dağcı, takviye oksijenle 16 ila 20 saat arasında dayanabiliyor.
İrtifa yükseldikçe atmosfer basıncı düşer, akciğerlere giren oksijen miktarı azalır. Sekiz bin metrenin altında vücut; kalp atış hızının artması, derin ve hızlı nefes alma, sindirimin baskılanması gibi mekanizmalarla kısmi uyum sağlar. Ancak ölüm bölgesinde bu uyum artık yetmez; sıcaklık -40°C’ye iner, rüzgâr koşulları ağırlaştırır ve her dakika bedelini oksijenle ödersiniz.
Soğuk ve donma: ilk tehlike zinciri
Dr. Nima’ya göre ölüm bölgesinin en sık görülen yaralanması donmadır. Vücut ısısı düştüğünde kan, el ve ayaklardan iç organlara çekilir; oksijen yetersizliğiyle hücreler ölmeye başlar. Maruz kalma süresi uzadıkça tablo ağırlaşır:
- Ciltte beyaz, mavi veya lekeli sert donmuş alanlar
- Şişlik, his kaybı, içi kan veya sütümsü sıvı dolu kabarcıklar
- İleri vakalarda cildin siyaha dönüp sertleşmesi (koyu tenlilerde geç fark edilebilir)
- En ağır vakalarda etkilenen bölgenin kesilmesi
Beyin ve akciğerlerde alarm: HACE ve HAPE
Yüksek irtifa beyin ödemi (HACE), kafatası içi basıncı artırarak kafa karışıklığı, peltek konuşma, koordinasyon bozukluğu ve halüsinasyonlara yol açabiliyor. Dr. Nima, deneyimli dağcıların bile zirveye yaklaşırken ani zihin bulanıklığı yaşayabildiğini, bu durumdaki kişilerin sabit iplerden çözülüp düşerek hayatını kaybettiğini anlatıyor.
Yüksek irtifa akciğer ödemi (HAPE) ise akciğerlerde sıvı birikmesiyle seyreden, tedavi edilmezse ölümcül olabilen ikinci tablo. Belirtileri pembe-köpüklü balgamla öksürük, yüksek nabız, dudak ve tırnaklarda mavimsi renk değişimidir. HAPE gelişen kişinin vakit kaybetmeden daha düşük irtifaya indirilmesi ve oksijen takviyesi alması gerekiyor.
Zirve yolundaki darboğaz: Hillary Basamağı
Zirveye giden son engel, 12 metre uzunluğundaki neredeyse dik kayalık Hillary Basamağı. Bu bölümde dağcılar yalnızca tek tek tırmanabiliyor; sırada beklemek, hem dağcıların hem de yükü taşıyan yerel rehberlerin oksijen rezervini tüketme riskini artırıyor. Shrestha, basamakta sıkışan bir rehberin “Üç çocuğum var. Buradan sağ çıkamayacağım” dediğini hatırlıyor.
İlk müdahale: oksijen ve zaman
Ölüm bölgesinde tıbbi müdahale olanakları son derece sınırlı. 2005’te Fransız bir pilot, zirveye helikopter indiren ilk kişi oldu; ancak kurtarma uçuşlarının büyük bölümü 6.500 metrenin ötesine geçemiyor. İlk müdahaleyi yapan ekip, sınırlı imkânlarla öncelikle oksijen veriyor; HAPE gibi durumlar için birkaç ilaç, donma vakalarında iltihap önleyici ağrı kesiciler kullanılıyor. Dr. Nima, “Bu ekstrem ortamda ilaçların etkili olma ihtimali de oldukça düşüktür; tüm kurtarma çabaları, kurtarıcının kendi hayatı için de risk yaratır” diye ekliyor.
Yerel rehberlerin rolü ve genetik avantaj
Bölgede doğup büyüyen Şerpa topluluğu, hem ekipman taşıyıcısı hem ilk yardım eğitimli kurtarıcı olarak kritik bir role sahip. 4.000 metredeki Khumjung köyünde büyüyen Dr. Nima, 2013’te zirveye tırmanarak etkiyi “birinci elden” gözlemledi. Yüksek irtifada doğup büyümenin genetik bir avantaj sağladığını, ancak fiziksel zorlanmanın herkes için geçerli olduğunu vurguluyor.
Shrestha, beş kez zirveye ulaşmasına rağmen son tırmanışta inen bir yerel rehberin paylaştığı oksijen ve aşağıdaki dağcıların desteğiyle kurtuldu. Sözleri, ölüm bölgesinin çekiciliğini özetliyor: “Hayatımdaki iyi anları, ölüm bölgesinde her nefes ve her adım için verdiğim mücadeleyle sık sık karşılaştırırım.”


Yorum Yapın