Anasayfa Son dakika OVP’de büyüme, enflasyon, kur ve cari açık hedefleri

OVP’de büyüme, enflasyon, kur ve cari açık hedefleri

Türkiye Merkez Bankası binası

Hükümetin açıkladığı yeni Orta Vadeli Program (OVP), 2026-2028 dönemi için büyüme, enflasyon, kur ve cari açık başlıklarında hedefleri baştan yazdı. Beş ana göstergeden dördü ciddi biçimde revize edilirken büyüme hedefinin neredeyse yerinde kalması dikkat çekiyor.

Programa göre 2026 için büyüme hedefi yüzde 3,3, 2027 için yüzde 4,2, 2028 için yüzde 4,6 olarak belirlendi. Aynı yıllar için enflasyon hedefleri ise yukarı yönlü güncellendi; 2026 için yüzde 28,4, 2027 için yüzde 21 ve tek haneye iniş 2028’e ötelenmiş görünüyor. Bu tablo, büyümenin siyasi bir kırmızı çizgi olarak korunduğunu, enflasyonun ise ikinci plana atıldığını ortaya koyuyor.

Büyüme neden kırmızı çizgi?

Geçen yılki OVP’de 2026 için yüzde 3,8, 2027 için yüzde 4,3, 2028 için yüzde 5,0 büyüme öngörülmüştü. Yeni programda bu rakamlar sırasıyla yüzde 3,3, yüzde 4,2 ve yüzde 4,6’ya çekildi; ortalama sapma sadece 0,3 puan oldu. İşsizlik hedefi de benzer korumacı mantıkla hareket etti: 2026 için yüzde 8,4 yerine yüzde 8,1 telaffuz edildi.

2026’daki küçük aşağı revizyon, Şubat ayında patlak veren ABD/İsrail-İran savaşı, küresel ticaretteki yavaşlama ve sıkı finansal koşullar üçlüsüne bağlanıyor. Buna karşılık program, 2027’de büyümeyi yeniden yüzde 4,2’ye çıkararak eski patikaya dönme niyetini açıkça ortaya koyuyor.

Kredibilite düşükken feragatsiz dezenflasyon olur mu?

Para politikası açısından bakıldığında, düşük merkez bankası kredibilitesi ve zayıf sermaye girişi ortamında büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürmek mümkün görünmüyor. Merkez Bankası, 13 Ağustos’taki enflasyon raporunda 2027 ve sonrası için hedef vermekten kaçındı; OVP sunumunda söz alan Başkan Fatih Karahan, yukarı yönlü güncellemeleri maliye politikasıyla eşgüdümün sonucu olarak açıkladı.

Bu tutum, hükümetin enflasyonu ikinci plana atan bakış açısının kamuoyuyla açıkça paylaşılması şeklinde okunuyor. Karahan’ın mesajı özetle, “Hükümetle ortak belirlenen enflasyon hedefi son derece yüksektir, Merkez Bankası’ndan bunun ötesinde agresif bir duruş beklenmesin” şeklinde değerlendiriliyor.

Enflasyon patikası yukarı ve sağa kaydı

Yeni programda enflasyon patikası hem daha yukarıda hem daha sağa kaydırıldı. 2026 yıl sonu için yüzde 28,4 telaffuz edilen tahmin, piyasa beklentilerine yakın ancak Merkez Bankası’nın yüzde 28’lik öngörüsünün bile üzerinde. 2027 sonu için konulan yüzde 21’lik hedef, yaklaşık 10 puanlık bir düşüş anlamına geliyor.

Büyüme hedefleri neredeyse yerinde dururken enflasyonun üç yıla yayılarak yukarı çekilmesi, eski programın tek yılda öngördüğü sert düşüşe göre daha inandırıcı bir görüntü çiziyor. Ancak 2027’nin kendisine bakıldığında “soğumadan dezenflasyon” iddiası büyük ölçüde korunuyor.

Kurda reel değerlenme politikası sona eriyor

OVP’deki zımni Dolar/TL kuru patikası 2027’den itibaren belirgin biçimde yukarı revize edildi. 2027 için 50,7’ye karşı 56,1, 2028 için 53,8’e karşı 63,7 öngörülüyor. Bu rakamlar, değerli TL politikasından 2027 itibarıyla büyük ölçüde vazgeçileceğine işaret ediyor.

Kur ile enflasyonun 2027’den itibaren baş başa gitmesi öngörülüyor. Birikmiş reel değerlenmenin geri alınmadan kalıcılaşması, enflasyon patikasına yansımayan riskleri taşıyor.

Cari açık kalıcı biçimde genişliyor

2026 cari açığı eski hedefin iki katından fazlasına, 47,5 milyar dolara çıkıyor. Sonraki yıllarda da cari açığın yeni programın öngördüğü seviyenin belirgin üzerinde kalması bekleniyor. TL’nin enflasyonun gerisinde kalacak şekilde değer kaybetmesi ithalatı ucuzlatıp ihracatı pahalılaştırıyor; bu baskı 2026’dan itibaren kalıcı hale geldiği için fatura da kalıcı biçimde cari dengeye kesiliyor.

Enflasyonu düşürmemenin siyasi maliyeti neden düşük?

Türkiye’de enflasyonu düşürmemenin siyasi maliyetinin az olması, dezenflasyon politikasının sürekliliğini zayıflatıyor. Enflasyon yüksek seyrettiği sürece reel ücretler geriliyor, büyüme kağıt üzerinde kalsa da hanehalkı bunu hissetmiyor. Üstelik korunan büyümenin bileşimi de enflasyonist yönde: kamu ve hanehalkı harcaması aynı anda canlı kalıyor.

Ücret zamlarının geçmiş enflasyona endekslenmesi alışkanlığı sürdükçe bugünkü yüksek enflasyon yarının ücret pazarlıklarına taşınıyor. Bu kısır döngü yalnızca Merkez Bankası’nın değil, işçi ve işveren masasının da sorunu haline geliyor.

Büyümeden feragat etmeden enflasyon düşer mi?

Kredibilitesi yüksek bir merkez bankası ortamında sadece hedefin ilan edilmesi bile beklentileri çıpalayabilir ve düşük maliyetli dezenflasyon sağlanabilir. Kredibilitesi düşük ortamlarda ise beklentiler hedefe değil, geçmiş enflasyona ve gözlemlenen talebe göre şekilleniyor. Her ıskalanan hedef bir sonrakine daha az inanılmasına yol açıyor.

Yeni programın enflasyon patikasını hem yukarıda hem daha geç tek haneye inecek şekilde kurgulamış olması, büyüme korunurken talebin kısılamayacağı ve enflasyonun istenen hızda düşmeyeceği gerçeğinin açık bir itirafı olarak okunuyor.

Yorum Yapın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.